2010 Yılının Son Ayında Yaşanan Ekonomik Gelişmeler

2010 Yılının Son Ayında Yaşanan Ekonomik Gelişmeler

 

Seçimler ile geçen 2010 yılı ülke Ekonomisinde derin izler bırakmıştır.

Ekonomide hiçbir açılımı hayata geçiremeyen, geçmiş tüm Hükümetler gibi “partizanlık” politikaları ile kişiye özel kaynak aktarımları yaparak Devlet Bütçesini boşaltan Hükümet, yılın son günü kamuya yaptığı yeni istihdamlarla toplumun sabrını taşırdı.

Ödemekte zorluk çektiği maaş yükünü ödemeyi başardığı zaman “Maaş Ödeyebilmeyi Ekonomik bir başarı” olarak nitelendiren Hükümet, 13 maaş konusunda “Kaynak Yok – Ödeyemiyoruz” şeklinde bir açıklamalar yapmıştır.

Maaş ödeyemeyen Hükümetin yılın son günü yeni istihdamlar yaparken 13. Maaşa kaynak bulamaması konusunda yaptığı bu açıklamalardan sonra, ben sormak isterim; Aralık 2009 da onaylanan 2010 yılı Bütçesi içinde 13. Maaşın karşılığı vardı. Ne oldu da bir yılda bu para kayboldu-buhar oldu.

Bütçede karşılığı olan bir parayı nereye harcadınız.

Tahiti ve Hollywood’da gezinti düzenlemeye kaynak yaratabilen bir Bütçe, Devlet İhale Tüzüğünün 3(2) maddesi uyarınca ihalesiz dağıttığı onlarca işlere ödenecek paralara kaynak bulabilen Hükümet, 13. Maaş için neden kaynak bulamadı.

Yoksa bizler mi yanlış anladık, 13 maaşa kaynak bulmak için mi yeni istihdam yaptı?

Bu son ay gerçekten inanılmaz bir aydı.

Hükümetin ekonomik alana yaptığı hatalı müdahaleler ile iflas noktasına sürüklenen bir işadamı ile konuşuyordum.

Beyefendi Türkiye’deki bir zeytinyağının bayiliğini almış ve sözleşme ile birlikte alım yapacağı bedel kadar da teminat mektubunu vermiş karşı firmaya.

Herşey yolunda giderken bir sabah uyanmış, Hükümet Zeytin Yağı İthalini durdurmuş.

Adamın kotasını doldurması için mal alması gerek aksi takdirde teminat mektubu yanacak.

Adam Türkiye deki firmaya diyor ki “Siz satın bana, bizim ülkede yasak geldi ben Türkiye de iç piyasaya satarım, yeter ki kotayı doldurayım teminat mektubum yanmasın”.

Karşı firmadan yanıt “Sözleşme gereği bu mal size ihraç kayıtlı satılmaktadır dolayısı ile malın Türkiye içerisinde satılması, diğer bölge bayiliklerinden dolayı mümkün değildir”.

Peki ne oldu?

İş adamımız malları satın aldı, aldı Yunanistan üzerinden Güney Kıbrıs’a getirdi ve marketlere dağıttı.

Binlerce sterlin yatırım yapan adam, elinde satacak malı kalmayınca zora düştü.

Acaba burada suç kimin?

Plansız – Programsız Hükümetlerin mi yoksa bu ülkede iş yapmak için yatırım yapan İş adamının mı?

Hükümet 01 Ocak 2011 den geçerli olmak üzere KDV oranlarını değiştirdi.

Hiçbir kimsenin bu yeni oranlar hakkında yeterli bilgisi yok. Ayrıca yazar kasa kullanan şirketler, bu değişiklikleri sistemlerine yansıtamadılar bile.

Eskiden %1 veya %5 olan bir malın KDV sini eğer artırmış veya azaltmış ise, bu konuda düzenleme yapmaya zaman bulamayan işletme sahipleri yanlış bir uygulamalar yapacaklardır.

Emin olun ardından da bu yanlış için Re’sen takdir gönderilecektir.

Ayrıca düşünsenize, %16 dan ithal edip stokladığınız bir malın KDV si %10 düşürülmüş ise, %6 direkt zararınız var.

Siz Devlete bu malın bedelini gümrük hattında %16 KDV oranı üzerinden ödediniz, ama şimdi perakende satışta %10 dan satacaksınız.

Sizce Maliye Bakanlığı %6 lık fazla ödediğiniz KDV yi size geri öder mi?

Ya da bu seferki ithalatınızda “Sen geçen sefer %6 fazla ödemiştin, gel mahsup edelim” der mi?

Hele de Sağlık ile uğraşan şirketler. Özellikle de Hastaneler. Siz tüm stok ve hizmetleri KDV li alacaksınız ama KDV siz satacaksınız.

Birçok girdiniz KDV li ancak satışınız KDV siz.

Bu ödediğiniz KDV leri Maliye Bakanlığı iade de etmeyecek. İki şansınız var.

Ya fiyatları yükselterek kaybettiğiniz KDV yi müşteriden gelir olarak tahsil ederek piyasa fiyatlarınızı yükselteceksiniz ya da tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi KDV kaybını “gider” olarak yazılmasına izin verilmesi için Maliye Bakanlığını ikna edeceksiniz.

Daha iyi uygulamalar için hep Hükümeti eleştirmiyoruz bizler.

Muhalefet Aralık ayında Meclis gündemine gelen “Kamu Alacakları Değişiklik Yasası” ile ilgili çok ağır eleştirilerde bulundular.

Günlerce tüm kamuoyunun tartıştığı bu yasa için muhalefet tek bir ağızdan “Böyle uygulama olamaz” diye haykırdı.

Onlar haykırdıkça ben bu ülkedeki siyasilerin ne kadar bilgisiz ve iş bilmez olduğunu çok daha iyi anladım.

Çünkü bu Yasa 2009 da önce Kararname olarak yayınlandı, daha sonra 2010 yılında yasalaştı.

Ancak Yasalaşırken şekil yönünde yapılan bir hatadan dolayı, yürürlükte olan bu yasanın yeniden şekil itibari ile düzeltilerek meclise sevk edilmesi Muhalefetçe “içerik olarak” eleştirilere neden olmuştur.

Yasasın aylar önce yürürlüğe girdiğinden haberi dahi olmayan Muhalefet, Hükümeti suçladı durdu.

Ne var ki Yasa zaten yürürlükteydi ancak muhalefetin bundan haberi bile yoktu.

Ve bu yılı en çok tartışılan konu “Emeklilerden yapılan Vergi kesintisi”.

Yapılmalıydı / Yapılmamalıydı konusu ayrı boyutta tartışılması gereken bir konu.

Ama yasal değişiklik ile uygulamaya konan bu vergi kesintisinin ilgili makamlarca “yanlış hesaplandığına” dair mahkemede bir sav atıldı ortaya.

Benim de yaptığım araştırmaya göre Maliye Bakanlığı yasa altında emeklilerden kestiği vergilerde yanlış bir formül uygulamış ve son dört ayda yaptığı kesintilerde çok sayıda yanlış yapmıştır.

Daha açık bir ifade ile Emekli Maaşlarından alınan vergiler yanlış hesaplanmış ve fazla kesilmiştir.

Derhal iade edilmelidir.

Hükümet bütçede gelir artırıcı her türlü önlemi aldı.

Vergi ve Harçları değiştirdi, kişisel muafiyetleri kaldırdı, emeklilerin maaşlarından vergi kesti v.b.

Tüm bunları ne için yaptı peki?

Bu ülkenin ekonomisini kurtarmak için mi HAYIR.

Yılın son günü basına yansıdığı ve Hükümet Milletvekili bir büyüğümüzün söylediği gibi “başkaları da yapmıştı ne var bunda!!!” basit bir neden için, yeni istihdamlara kaynak için.

İnanılır gibi değil.

Partizanca ihalesiz dağıtılan menfaatlerin ödenmesi adına bütçede oluşan finasman açığını karşılayamayan Hükümet, üstüne hala Kamuya istihdam yapıyor.

Üstelik sağır sultanın dahi KKTC deki kamu personel sayısının fazla olduğundan haberi var iken.

Kıbrıs TV de bir siyasimiz diyor ki “Devletin Tahsil noktalarında elemana ihtiyacı vardı”.

Merak ediyorum bu Hükümet iflas eden piyasalarda neyi tahsil edecek? Tahsil edecek 3 kuruşla da son gün işe aldığı insanları mı ödeyecek?

Bu yaşananlar net olarak ifade etmektedir ki, KKTC de ekonomi konuşmak, ekonomik akıl ve vizyon ortaya koymak bu zihniyetle yönetilen bir ülkede sadece zaman kaybıdır.

Peki 2011 de neler olacak…

Ekonomik olarak kimse bir açılım veya rahatlama beklemesin.

36 yıldır olduğu gibi partizanlık üzerine kurulmuş olan KKTC ekonomisi çok daha küçülecek.

Üstüne bir de Özelleştirmeler gelecek.

Şimdiden kimlerin alacağı belli olan bu Özelleştirmeler için Hükümet ortaya henüz hiçbir strateji koymamıştır.

“Konuşulmadık Gerçek Kalmadı, Yapılmadık Gerçekler Kaldı”.

36 yıldır konuşuyoruz ama tek bir adım dahi atmıyoruz. Nedenini herkes biliyor. Menfaat, çıkar çatışması, rant, partizanlık v.b. Geri kalmış ülkelerde yoğunluk ile gözlemlenen yapısal karakterler bunlar.

Ancak şunu bilmeliyiz ki “Sürmekte olan ekonomik yıkım, bu ülkedeki gerçek Kıbrıslıların ekonomik ve sosyal alandaki varlıklarını sonlandıracaktır.” 

Seçilmiş siyasilerin birincil sorumlu olduğu bu çarpık yapının yarından da erken değişmesi gerekmektedir.

Aksi takdirde geleceğimiz bugünlerden daha kötü olacaktır.

Artık bilinen gerçekleri konuşma zamanımız dolmuştur.

Şimdi bu gerçekleri hayata geçirmek için adım atmalıyız.

Benim Kıbrıslı bir genç olarak bu ülke için hayallerim var ve biliyorum ki bu hayallerimi gerçekleştirmenin tek yolu, uykudan uyanmaktır.

    Bir Cevap Yazın