“Ülkemizin Ekonomi Alanındaki En Büyük Kırılganlığı; AİLE ŞİRKETLERİ”

“Ülkemizin Ekonomi Alanındaki En Büyük Kırılganlığı; AİLE ŞİRKETLERİ”

 

Ülke ekonomilerinin güçlü bir yerel sermaye tabanından güç alması, sürdürülebilir ve rekabetçi bir ekonomik yapının temelini oluşturan en önemli faktörlerden biridir.

KKTC de var olan Yasal eksiklikler, rekabetsiz piyasa şartları ve tüm olumsuzluklar bir yana, özel sektörde faaliyet gösteren Şirketlerimizin başta yönetim şekli olmak üzere, birçok kurum içi düzenleme ve uygulamada çağın gerisinde kalmış olmasından dolayı ciddi kayıpları olduğu konuşulmayı unutulmuş en önemli diğer bir etkendir.

Gelişmemiş ve Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde olduğu üzere KKTC’de de sıklık ile görünen “Aile Şirketlerinin” varlığı, ekonomilerin en kırılgan noktalarından birini oluşturmaktadır. Aile Şirketlerinin var oldukları ekonomik ölçek içerisinde önemli bir paya sahip olması (KKTC de bu oran %90 ın üzerindedir), o ülke ekonomisinin taşıdığı en büyük risklerden biridir. Profesyonel ve Kurumsal bir yapıdan uzak, bireysel kararlar ile yönetilen Aile Şirketlerinin çoğunluğu birinci kuşak tarafından kurulan, ikinci kuşak tarafından geliştirilemeye çalışılan, üçüncü kuşağa devir öncesinde iflas eden ve/veya satılarak el değiştiren alışıla gelmiş bir süreç yaşarlar. Üçüncü kuşağa kadar yaşayanların sayısı çok az da olsa, bu süreçte kurumsal bir yapıya dönüşerek başarıyı yakalamış örnekler de yok değil.

Aile şirketlerinin başarısız olmasının altında birçok neden var. Bunlar; kötü yönetim, kurumsallaşamama, aile üyeleri arasında rekabet, sermaye yetersizliği, maliyetleri kontrol edememe, profesyonelleri şirkete çekememe vb. birçok unsur sayılabilir.

Aile şirketlerinde kurumsallaşması genel olarak iki farklı boyutta ele alınır. Bunlardan birincisi Şirketin Kurumsallaşması, İkincisi ise Aile İlişkilerinin Kurumsallaşmasıdır. Aile Şirketlerinin kurumsallaşma yönünde atması gereken ilk adım “Aile İlişkilerinin Kurumsallaştırılması” dır. Aile İlişkilerinin Kurumsallaşması; “Aile Anayasasının” oluşturulması, “Aile – Yönetim İlişkilerinin” belirlenmesi, “Çatışma Yönetimi” ile “Devir Planı” nın hazırlanması ve Hissedarlar Sözleşmesi’nin imzalanması süreçlerinden oluşmaktadır.

Şirketlerde verimin ve performansın artırılmasında en önemli unsurlardan biri kurumsal yapının sağlamlığıdır. Sürdürülebilir büyüme ve krizlere karşı etkin korunma ancak kurumsallaşma düzeyinin artırılması ve iyi bir yönetim ile mümkün olabilir.

KKTC de şirketler kurumsallaşma konusunda oldukça yavaş ve isteksiz hareket etmektedir. Oysa ki kurumsallaşmanın şirketlere sağlayacağı sayısız yarar bulunmaktadır. KKTC de var olan şirketlerin (Bankacılık Sektörü de dahil olmak üzere) yaklaşık %95’i aile şirketidir. Aile şirketlerinin yaklaşık %60’ı birinci kuşaktan ikinci kuşağa devrolurken, %96’sı ise ikinci kuşaktan üçüncü kuşağa geçiş sırasında yok olmaktadırlar.  

Kurumsallaşmada geç kalınması ve Aile-Şirket arasındaki ilişkilerin düzenlenmemiş olması sorunların oluşumunda en önemli iki etkendir.  Zaman içerisinde Şirketin büyümesi ile birlikte Aile de büyür. Var olan çekirdek yapı genişler, aile üyelerinin sayısı artar, aile içi iletişim zorlaşır, anlaşmazlıklar oluşabilir.  Sonraki kuşakta yönetim kademelerinde yer alacak kişilerin seçiminden, geleceğe yönelik beklentilere kadar her husus aileler arasında anlaşmazlıklara neden olabilir. Aile Şirketleri bu yaşanan veya yaşanacak gerçekleri göz ardı ettiği sürece, yok olma ve parçalanma riskini her zaman taşıyacaktır. Güçlü bir sermaye yapısının, iyi bir yönetim ve karar alma mekanizmasının kurulmadığı, sürekliliğin ve görev – yetki paylaşımının sağlıklı planlanmadığı bu tip Şirketler, günün sonunda üçüncü kuşak tarafından veya sonrasında yok olmaktadır.

Ülkemizde 1974 sonrasında adanın kuzeyinde var olan-var olmuş ve yeni kurulan yerel sermaye Şirketlerimiz şu an bu sıkıntıyı belki bire bir yaşamamaktadırlar ancak önümüzdeki kısa zaman zarfında bu gerçek onları da korkutacaktır. Özellikle 2004 sonrası büyüyen ülke ekonomisi içerisinde daha hızlı büyüyen yeni aile şirketler şu an için hale hazırda birinci kuşağın yönetimindedirler. Onlar dahil tüm aile şirketleri gelecek ile ilgili olarak önce “Aile İlişkilerini Kurumsallaştırmalı” sonrasında da Şirketin Kurumsallaşması ile çalışmalara başlanmalıdır.

Türkiye’deki Şirketler dahi bu konudaki çalışmalarına henüz yeni başlamış ve son 3 yılda büyük bir yol kat etmişlerdir. Hale hazırda Türkiye’deki pek çok Aile Şirketinin kurumsallaşması ile ilgili olarak yürüttüğüm büyük projeler kapsamında gördüm ki, eğer mümkün ise ilk kuşak yönetimde iken Kurumsallaşma sürecinin tamamlanması gerektiğidir. Birinci kuşak sonrasında yaşanan miras-paylaşım-evlilik-boşanma-ölüm-yeni doğum v.b gelişmeler, şirketlerin çok daha hızlı kan kaybetmesine ve günün sonunda şirketin bireyler arasında parçalanmasına devamında ise parçalanmış ana şirketin küçük parçaları plan sınırlı sermayeli yeni bu yeni şirketlerin yok olduğudur.

Uzun yıllardan beri birçok aile şirketinin kurumsallaşması sürecinde Finansal Danışmanlık ve Şirket Yönetimi konularında vermiş olduğum danışmanlık ve hizmetler kapsamında Türk insanının böyle bir yapılanmaya düşünce olarak yeterli oranda hazır olmadığını tespit ettim. Genel olarak; “Türk” ailelerce sürece karşı verilen ilk tepkiler; “bizim ailemiz başkasına benzemez-gerek yok” veya daha gerçekçi bir yaklaşım olan “ben öldükten sonra gerisini eşekler kovalasın” ifadelerinden oluşmaktadır.

Ülkemizin de görünmeyen en büyük sorunlarından biri olan “Aile Şirketleri” nin yapısal dönüşümü konusundaki çalışmaların, bilgim dahilinde sınırlı da olsa başladığı ve bu konuda oldukça istekli ve kararlı olan Aile Şirketlerinin, gelecekte çok daha güçlü ve rekabetçi bir yapıda sürdürülebilir bir şirket yapısına sahip olarak ayni sektördeki rakiplerine karşılık büyük bir üstünlük sağlayacağı kesindir.

    Bir Cevap Yazın