Siyaset ve Ekonomi

 

“Bu bir senaryo, tam teslimiyet yakında…”

Hükümetler, iktidarda bulundukları süreler boyunda yönettikleri Devlet Bütçelerinin ihtiyaç duyduğu finansmanın sağlanması ve adil dağıtılması ile ilgili önemli çalışmalar yaparlar. Ülkemizde ezelden beri var olan “Bütçe Açığı” ile ilgili gelmiş – geçmiş tüm Hükümetler hep Siyasi Rant kıskacında, toplum için değil, menfaat için siyaset modelini benimsedikleri için hiçbir başarı elde edememişlerdir.

Ülkemizdeki ekonomik modelin temelden yanlış olmasından daha önemli olan Siyasilerimizin yetersiz ve kişisel menfaatleri için kurguladıkları ekonomik model herkesçe sürdürülemez olsa da, hale hazırda sürmeye devam etmektedir. Siyasi rantın yaratmış olduğu ekonomik yıkımlar her gün çığ gibi büyümeye devam ede dursun, bu kayıpları nakit olarak telafi eden bir Türkiye olduğu sürece, bizim tam anlamı ile dibe vurmadan ayağa kalkabilmemiz mümkün değildir.

Mevcut Hükümet, göreve başladığı ilk günden itibaren hiçbir ekonomik plana sahip olmadığını ve herkesin bildiği “Ekonomik Paket” i harfi harfine uygulayacağını kamuoyuna duyurmuştur. Sözde fark yaratmak ideası ile Hükmet’ e gelip, üç günde zam üzerine zam, fon üzerine fon artışı yapan Siyasiler şimdi kendi içerilerinde çatışmaya başlamışlardır. Peki nasıl olur da herkes “Yanlış Yapıyorsunuz derken, Hükümet bildiğini okumaya devam eder? Neden? Bu kötü gidişin kime ne faydası var? YARATILAN ve YAŞATILMAKTA olan bu ekonomik yok oluştan kim nasıl bir rant elde edebilir ki?

Ekonomik daralmaya ve erozyona karşı hiçbir “Genel Çözüm” ortaya getiremeyen gelmiş geçmiş Hükümetler, her zamanki gibi “Ambargoları” ve “Çözümsüzlüğü” bir gerekçe olarak ortaya sunmaktadırlar. Şimdilerde herkes Elektrik Zammına ve diğer yeni Fon – Vergi artışlarına odaklanmışken, toplumun isyanı daha da yükselmekte. Ayni filim Güney de de oynanmakta. Sanırım birileri her iki toplumun da canını yakarak çözümün kaçınılmaz olduğunu işaret etmeye çalışmakta.

Çözüm, güvenlik ve eşit rekabet tabanında oluştuğu sürece herkesçe kabul görür. Ancak, özellikle Sn.Talatdöneminde ekonomi alanında antat kalınan başlıklar sonrasında, mevcut sistemde bir çözüm sonrası bu toparklardaki ömrümüz 36 ay ile sınırlı olacaktır. Evet, 36 ay…

Ekonomik olarak birleşen toplum içeirsinde, en iyi ihtimsl ile ikinci ve hatta üçüncü derece vatandaş noktasına gerileyecek olan Türk sermayesi, bu adadan sürülmeye, gçö etmeye mahkum kalacaktır. Bu noktada yıllarca çözümsüzlüğü çözüm sayan, halkı ezerken kişisel servetine servet katan Siyasilere şunu söylemek istiyorum; “BU TOPLUMUN HAKKI SİZE HELAL OLMAYACAK…”

Uluslararası menfaati olan Devletlerin kurguladığı senaryo içerisinde, makro ekonomik adaletsizlik ile uğraşmakta olan Türk toplumu, büyük resmi görememektedir. Tamamı ile bir dikkat dağıtmak üzerine kurulmuş olan senaryo içerisinde, günlük ekonomik bunalımlara itilerek, bıktırılacak olan Türk toplumu, kayıtsız şartsız çözüme imza atmak için masaya oturtulacak ve günün sonunda isteyen ile yok olan Kıbrıslı Türkler olacak.

İşte gerçek bu… ”Ölümü gösterip Sıtmaya razı etme” senaryosunun yazarları bugünlerde oldukça keyifli. Bunun farkında olmayan ve senaryodaki görevini hiç farkında olmadan harfiyen yerine getiren Türk toplumu ise kendini bekleyen kaçınılmaz sonun farkında bile değil.

Çözüm herkesin umudu ama ekonomik esaret kaybolduğu an, özgürlüğümüz de kaybolacaktır. Bu ülkede gerçek bir lider olmadığı için de Halk bunların farkında değil…

Bizi bu günlere getiren ve bu günlerde bilgisizce ve bilinçsizce bizleri yok oluşa sürükleyen tüm Siyasilere son sözüm şu; Toplumunuzu sevmek zorunda değilsiniz ama en azından intikam almayın…Başarısızlıklarınız sonucundaher gün büyüyen EGOLARINIZ’a yenik düşmeyin… Bir kez olsun bu topluma satılacak bir değer olarak değil de sahiplenecek bir değer olarak bakın… Aynaya da bakın, en azından kendinizi sevmeyi deneyin… Belki kendinizi severseniz, sizi siz yapan bu toplumu da sevebilirsiniz…

    Bir Cevap Yazın